YANILGI 4

"Evrim günümüzde de gözlemlenmektedir. Evcilleştirme ya da canlı türleri içindeki çeşitlilikler bunun ispatıdır."

Açıklama: Ders kitaplarında yoğun olarak tekrarlanan bir iddia da, evrim teorisinin gözlemlenebilir biyolojik olaylarla desteklendiği iddiasıdır. Ders kitaplarının yazarları, aynı canlı türüne ait grupların çeşitliliğini ya da çeşitli ıslah yöntemleriyle insanlar tarafından canlı türleri içinde gerçekleştirilen farklılıkları Darwinizm'e bir delil sanmakta ve öyle göstermektedirler. Bu gibi örneklere dayanan ders kitabı yazarları, "Evrim bugün de devam etmektedir" ya da "Evrim doğada gözlemlenebilmektedir" gibi yanlış yorumlar yapmaktadırlar.

Bu, büyük bir yanılgıdır ve "evrim" ile "varyasyon" kavramlarının birbirine karıştırılmasından kaynaklanmaktadır.

Varyasyon genetik bir terimdir ve "çeşitlilik" anlamına gelir. Bilindiği gibi eşeyli üreyen canlılar, genetik bilgilerini anne ve babadan gelen kromozomların birleşmesi ile elde ederler. Bu olay, bir canlı türünün çok geniş bir genetik bilgi kapasitesine sahip olmasını sağlar. Çünkü kalıtsal özellikler nesilden nesile aktarılmakta ve farklı kompozisyonlarda (rekombinasyon) bir araya gelmektedirler. İşte genetik bilginin bu zenginliği, bir canlı türünün içinde geniş bir çeşitlilik sağlar.

Örneğin yeryüzündeki insanların hepsi temelde aynı genetik bilgiye sahiptirler, ama bu genetik bilginin izin verdiği varyasyon potansiyeli sayesinde kimisi çekik gözlüdür, kimisi kızıl saçlıdır, kimisinin burnu uzun, kimisinin boyu kısadır. Aynı şekilde bitkiler ya da hayvanlarda da geniş bir genetik potansiyel vardır. Bir canlı türünün sahip olduğu bu genetik potansiyele "gen havuzu" adı verilir.

Gen havuzu, çeşitlilik sağladığı gibi, aynı zamanda bu çeşitliliğin sınırlarını da belirler. Örneğin insanların gen havuzunun genişliği sayesinde, farklı saç tiplerine sahip olan insanlar doğar (kıvırcık, düz saçlı, sarı, siyah renkli gibi). Ama insanların gen havuzunda kuş tüylerine ait bir bilgi yoktur. Onun için doğan milyarlarca insanın tek birinde bile, saç yerine kuş tüyü çıkmaz.

İşte bu nedenle de varyasyonla evrimin bir ilgisi yoktur; çünkü varyasyon, zaten var olan genetik bilginin farklı eşleşmelerinin ortaya çıkmasından ibarettir ve genetik bilgiye yeni bir özellik kazandırmaz. Oysa evrimin iddiası, farklı canlı türlerinin genetik havuzlarının birbirine dönüştüğüdür. Örneğin evrimin iddiasına göre, gen havuzlarında sadece pul bilgisi olan sürüngenler, tarihte bir zamanlar tesadüfen kuş tüyü bilgisine de sahip olmaya başlamışlar ve böylece kuşların evrimi başlamıştır. Bu, gözlemlenen genetik kurallarının dışında kalan bir iddia olduğu için, bilim değil spekülasyondur.

Varyasyonların zamanla birikerek evrim oluşturamadıkları da, bugün kesin olarak bilinen bir gerçektir.

Darwin, teorisini ortaya attığında bu gerçeğin farkında değildi. Varyasyonların bir sınırı olmadığını sanıyordu. 1844'te yazdığı bir yazısında, "çoğu yazar doğadaki varyasyonun bir sınırı olduğunu kabul ediyor, ama ben bu düşüncenin dayandığı tek bir somut neden bile göremiyorum" demişti. Türlerin Kökeni adlı kitabında da çeşitli varyasyon örneklerini teorisinin en büyük delili gibi göstermişti. Darwin'in, bu "sınırsız değişim" fikrini en iyi ifade eden ise, Türlerin Kökeni adlı kitabında yazdığı şu cümleydi:

Bir ayı cinsinin doğal seleksiyon yoluyla giderek daha fazla suda yaşamaya uygun özellikler elde etmesinde, giderek daha büyük ağızlara sahip olmasında ve sonunda bu canlının dev bir balinaya dönüşmesinde hiçbir zorluk göremiyorum.

Varyasyon, bir canlı türü içinde oluşan genetik çeşitlenmedir. Örneğin köpek türünün içinde, seçici çiftleştirme ya da coğrafi izolasyon sonucunda farklı köpek cinsleri ortaya çıkar. Buradaki önemli nokta, bu farklı köpek cinslerinin hiçbirinin yeni bir genetik bilgiye sahip olmamasıdır. Hepsi, köpek cinsine ait olan genetik bilginin sınırları içinde kalırlar.

Darwin bu farklılığın evrime delil oluşturduğunu sanmıştır. Ama 20. yüzyıl bilimi, varyasyonun sadece bir türün sınırları içinde gerçekleştiğini ve asla yeni türler ortaya çıkarmadığını ispatlamış bulunmaktadır.

Oysa 20. yüzyıl bilimi ortaya çıkarmıştır ki, ayılar ne denli farklı varyasyonlar ortaya çıkarırlarsa çıkarsınlar, ayı olarak kalmaya devam ederler. Belki bazı ayıların tüyleri koyu renkli, bazılarınınki açık renkli olabilir. Bu farklı varyasyonlar farklı coğrafyalara göç ederek farklı ayı popülasyonları da oluşturabilirler. Ama ayıların içinden ayrı bir canlı türünün doğması mümkün değildir. Çünkü bütün değişimler, ayıların sahip oldukları gen havuzu ile sınırlıdır.

Ders kitaplarında ise bu gibi varyasyon örnekleri "evrim" sanılmakta ve öyle gösterilmektedir. Bu konuda iki temel olaydan söz edilmektedir: Farklı varyasyonların evcilleştirme yöntemiyle ıslah edilmesi ya da coğrafi engellerin varyasyonları biribirinden uzaklaştırması.

Önce coğrafi engeller konusundan söz edelim. Bir canlı türünün genetik havuzunun geniş bir potansiyele sahip olduğunu söylemiştik. Eğer bir canlı türü, coğrafi bir engel (toplu göç, bir nehrin yatağının değişmesi, doğal afetler vb.) nedeniyle birbiri ile ilişkisi kesilen iki ya da daha fazla gruba ayrılırsa, bu kez gen havuzu da bölünmüş olur. Kendi içine kapanan gruplarda, zamanla farklı kalıtsal özellikler baskın çıkar ve bu gruplar birbirlerinden farklılaşırlar. İnsan ırklarının oluşumu da böyledir. Sarı ırk olarak bilinen Uzakdoğulular, kendi içine kapalı bir gen havuzuna sahiptirler ve çekik gözlülük, kısa boyluluk gibi faktörler o gen havuzunda baskın çıkmıştır. Zenciler, beyaz ırk ya da kızılderililer de aynı süreçle farklılaşmışlardır. Tek bir ortak atadan gelmelerine rağmen, sahip oldukları genetik çeşitlenme potansiyeli, insanları ırklara ayırmıştır.

Ancak elbette bu durumun "insanın evrimi masalı" ile hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü çeşitlilik, gen havuzunun sınırları içinde gerçekleşmektedir ve insanlara yeni bir genetik bilgi eklenmemektedir.

İşte ders kitaplarında anlatılan genetik çeşitlilikler (örneğin Porto Santo adasına yerleştirilen bir tavşan türünün zaman içinde farklılaşarak aynı türdeki tavşanlar ile çiftleşmemeye başlaması gibi çeşitlenmeler) aynı genetik kurallar içinde gerçekleşen varyasyonlardır. Evrimle ilgileri yoktur.

Kitaplarda anlatılan ikinci varyasyon örneği ise, coğrafi engellerle değil, insanlar tarafından bilinçli yapılan çeşitlendirmedir: Evcilleştirme ya da farklı hayvan cinslerinin ıslahı. Örneğin farklı inek cinsleri birbirleri ile çiftleştirilerek bol süt veren inekler elde edilmekte, ya da köpek yetiştiricileri hızlı koşan ve güçlü köpek cinsleri yetiştirmektedirler. Bunların hepsi, gen havuzunun bilinçli bir şekilde ıslahıdır ve canlılara yeni bir genetik bilgi eklemeyen, yani evrimle ilgisi olmayan genetik olaylardır.

Tüm bu varyasyon örneklerinin evrime delil oluşturmamasının en önemli nedeni, başta da belirttiğimiz gibi, varyasyonların kesin sınırlar içinde gerçekleşmesidir. Bu gerçek, 20. yüzyıl bilimi tarafından ispat edilmiş ve "genetik değişmezlik" (genetik homoestatis) adı verilen bir ilkeyi ortaya çıkarmıştır.

Darwin Retried adlı kitabıyla Darwinizm'in geçersizliğini ortaya koyan Norman Macbeth bu konuda şöyle yazar:

Sorun canlıların gerçekten de sınırsız bir biçimde varyasyon gösterip göstermedikleridir... Türler her zaman için sabittirler. Yetiştiricilerin yetiştirdikleri değişik bitki ve hayvan cinslerinin belirli bir noktadan ileri gitmediğini, hatta hep orijinal formlarına geri döndüğünü biliriz.

Hayvan yetiştiriciliği konusunda dünyanın en önemli uzmanlarından biri sayılan Luther Burbank bu gerçeği, "Bir canlıda oluşabilecek muhtemel gelişmenin bir sınırı vardır ve bu kanun, bütün yaşayan canlıları belirlenmiş bazı sınırlar içinde sabit tutar" diyerek ifade etmektedir.

Bu gerçeklerden haberdar olmayan ve 19. yüzyılın ilkel bilim anlayışı içinde hayaller kuran Darwin ise, varyasyonların sınırsız olduğunu ve dolayısıyla varyasyon yoluyla yeni canlı türleri ortaya çıktığını sanmıştır. Danimarkalı bilim adamı W. L. Johannsen, Darwin'in bu yanılgısını şöyle açıklar:

Darwin'in bütün vurgusunu üzerine dayandırdığı varyasyonlar, gerçekte belirli bir noktanın ilerisine götürülemezler ve bu nedenle varyasyonlar 'sürekli değişim'in (evrimin) nedenini oluşturmazlar.

Kısacası, bir canlı türü içinde farklı varyasyonların (hayvan yetiştiriciliğiyle veya doğal yollarla) ortaya çıkmasının, tüm canlı türlerinin tek bir ortak atadan tesadüflerle oluştuğunu iddia eden evrim teorisine kazandırdığı hiçbir şey yoktur. Varyasyonlar, yaratılışı savunan tüm biyologlar tarafından kabul edilen bir konudur ve bugün hiçbir ciddi evrimci de varyasyon konusunun evrime delil oluşturduğunu iddia etmemektedir. Varyasyonu evrime delil sanmak, ancak Darwin'in ilkel bilim anlayışına yakışan bir bilgisizliktir.

Ancak üzücü olan, bu bilgisizliğin ders kitaplarımızda ısrarla tekrarlanmasıdır. Pek çok ders kitabı yazarı, varyasyon ve evcilleştirme konularında örnekler sıralamakta ve sonra da "bunlar canlıların evrimleştiğinin gözlemlenmiş kanıtlarıdır" gibi yorumlarda bulunmaktadırlar. Ders kitaplarının bilimsel bulgulara uygun hale getirilmesi için, elbette ki bu tür yanlış 19. yüzyıl yorumlarının ayıklanması gerekmektedir.

İddianın Yer Aldığı Ders Kitapları:

Ortaokul Fen Bilgisi 8, Ders Kitabı, Bekir Onat, Mümin Hatipoğlu, Musa Acılıoğlu, İstanbul:Özer Yayınları, s. 167.
İlköğretim Fen Bilgisi 8, Ders Kitabı, N. Sefa Çimen, Hayrettin Sönmez, Osman Yılmaz, İstanbul:Salan Yayınları, s. 198.
İlköğretim Fen Bilgisi Ders Kitabı 8, Bahattin Soydan, Hüseyin Başak, Hülya Soydan, Ankara:Serhat Yayınevi, s. 170-171.
Lise 3 Biyoloji, Selim Korkmaz, Özer Bulut, Davut Sağdıç, İstanbul:Milli Eğitim Basımevi, 1998, s. 185.
İlköğretim Fen Bilgisi 8, Tekin Polat, Nermin Biçer, İstanbul:Gendaş Yayıncılık, s. 184.
İlköğretim Fen Bilgisi Ders Kitabı 8, Bahattin Soydan, Hüseyin Başak, Hülya Soydan, İstanbul: Serhat Yayınevi, 1996, s. 169-170.
Biyoloji 3, Liseler için Ders Kitabı, Öner Gücün, Ankara:Pasifik Ders Kitapları A.Ş., s. 106-110,