Evrimcilere Göre Uçuşun Kökeni Kuşlar ve Dinozorlar
Kuş Akciğerinin Özgün Yapısı
Kuş Tüyleri ve Sürüngen Pulları
Tüylerin Tasarımı
Archæopteryx Yanılgısı Dişler, Pençeler ve Diğer Yapılar
Archæopteryx ve Diğer Eski Kuş Fosilleri Böceklerin Kökeni
Memelilerin Kökeni Atın Evrimi Efsanesi Yarasaların Kökeni

 Deniz Memelilerinin Özgün Yapıları

Deniz memelilerinin su ortamına geçerken sahip olmaları gereken adaptasyonlar şöyle sıralanabilir:

1- Suyun Korunumu: Deniz memelileri su ortamında yaşamalarına rağmen, su ihtiyaçlarını, balıklar gibi, yani tuzlu sudan faydalanarak gideremezler. Yaşamak için tatlı suya ihtiyaçları vardır. Deniz memelilerinin su kaynakları pek iyi bilinmemesine rağmen, su ihtiyaçlarının büyük kısmını, okyanustaki tuz oranının üçte biri kadar tuz içeren canlıları yiyerek sağladıkları düşünülmektedir. Bu kadar kıt su kaynaklarına sahip deniz memelileri için, suyun azami derecede korunması ve tasarruf edilmesi son derece önemlidir. İşte bu nedenle deniz memelileri, develerde görülen su koruması mekanizmalarına sahiptir. Aynı develer gibi deniz memelileri de terlemez. Böbrekler, üreyi insanlardan çok daha iyi bir şekilde konsantre ederek onlara su kazandırır. Böylece su kaybı en aza indirilmiş olur. Sudan tasarruf en küçük detaylarda bile kendini gösterir. Örneğin anne balina yavrusunu peynir kıvamındaki çok yoğun bir sütle besler. Bu süt insan sütünden on kez daha yağlıdır. Sütün bu derece yağlı olmasının birtakım kimyasal sebepleri vardır. Yağ, yavru tarafından vücuda alındıktan sonra işlenirken yan ürün olarak su açığa çıkar. Böylece anne, en az su kaybıyla yavrusunun su ihtiyacını gidermiş olur.

2- Görme ve Haberleşme: Yunusların ve balinaların gözleri farklı görmelere imkan verecek şekildedir. Suyun altında ve üzerinde aynı mükemmellikte görebilirler. (Oysa başta insan olmak üzere çoğu canlı, ışığın kırılmasındaki farklılıklar nedeniyle, kendi doğal ortamının dışında iyi göremez.) Bir yunus, suyun 6 metre kadar üstüne zıplayabilir ve kendisi için havada tutulmakta olan bir yiyeceği çok büyük bir hassaslıkla alabilir.

Deniz memelilerinin gözü ile kara canlılarının gözü arasındaki farklar şaşırtıcı derecede detaylıdır. Karada gözü bekleyen tehlikeler fiziksel darbeler ve tozdur. Bu nedenle kara hayvanlarının göz kapakları vardır. Su ortamında ise en büyük tehlikeler tuz oranı, derinlere dalarken meydana gelen basınç ve deniz akıntılarının oluşturduğu hasarlardır. Akıntılarla doğrudan temas olmaması için gözler kafanın yan tarafındadır. Ayrıca derin dalışlarda gözü basınca karşı koruyan sert bir tabaka vardır. Dokuz metre derinlikten sonra denizin dibi karanlık olduğu için, su memelilerinin gözü, karanlık ortamlara uyum sağlayabilmeyi sağlayan birçok özellikle donatılmıştır. Lens mükemmel bir daire biçimindedir. Işığa hassas olan çubuk hücreleri, renklere ve detaylara duyarlı olan koni hücrelerinden daha fazladır. Dahası, gözlerde özel bir fosforlu tabaka vardır. Bu sebeple deniz memelilerinin karanlık ortamlardaki görüşleri kuvvetlidir.

Yine de deniz memelilerinin birincil algıları görme değildir. Kara memelilerinin aksine, onlar için duyma çok daha önemlidir. Görme ışık gerektirir, ama duyma için böyle bir ihtiyaç yoktur. Birçok balina ve yunus, deniz dibindeki karanlık bölgelerde bir tür doğal "sonar" sayesinde avlanır. Özellikle dişli balinalar ses dalgaları aracılığıyla "görebilir". Ses dalgaları, aynı görmede olduğu gibi, odaklanır ve bir noktaya gönderilir. Geriye dönen dalgalar, hayvanın beyninde analiz edilir ve yorumlanır. Bu yorum, hayvana karşısındaki cismin biçimini, büyüklüğünü, hızını ve konumunu açıkça belli eder. Bu canlılardaki sonik sistem inanılmaz derecede hassastır. Örneğin bir yunus suya atlayan bir kişinin "içini" de algılayabilir. Ses dalgaları yön bulmanın yanı sıra haberleşme için de kullanılır. Birbirinden yüzlerce kilometre uzaktaki iki balina ses kullanarak anlaşabilir.

Bu hayvanların haberleşmek ve yön bulmak için çıkarttıkları sesi nasıl ürettikleri sorusu hala büyük oranda cevapsızdır. Ancak bilinenler arasında, yunusun vücudundaki çok şaşırtıcı bir ayrıntı dikkat çeker: Hayvanın kafatası yapısı, beyni bile tahrip edecek kadar sürekli ve şiddetli bir biçimde yaydığı ses bombardımanından korunmak için ses yalıtımlıdır.

Şimdi tüm bunların üzerinde düşünelim. Deniz memelilerinin sahip oldukları tüm bu şaşırtıcı özellikler, evrim teorisinin yegane iki mekanizması, yani mutasyon ve doğal seleksiyon kanalıyla oluşmuş olabilirler mi? Hangi mutasyon bir yunusun bedenine sonar sistemi yerleştirebilir ve sonra da hayvanın beynini sonardan korumak için kafatasını ses yalıtımlı hale getirebilir? Hangi mutasyon, bu canlılara karanlık sularda görmelerini sağlayacak göz yapıları kazandırabilir? Hangi mutasyon, eskiden karada yaşadıkları öne sürülen bu hayvanların "suya geçiş"lerini sağlayabilir? Hangi mutasyon, bu hayvanların bedenlerine suyu en ekonomik şekilde kullanmalarını sağlayacak hassas mekanizmaları yerleştirebilir?

Bu soruları neredeyse sonsuza dek çoğaltmak mümkündür. Ve evrimin bunların hiçbirine verebilecek bir cevabı yoktur. Balıkların sularda "tesadüfen" oluştuklarını, sonra yine tesadüfler yardımıyla karaya çıkıp sürüngen ve memelilere evrimleştiklerini, sonra da bu memelilerin yeniden suya dönerek suda yaşam için gerekli olan özellikleri yine tesadüfen kazandıklarını öne süren, tüm bu fantastik hikayeyi yazan evrim teorisi, bu aşamaların hangisini kanıtlayabilir? Cevap her seferinde olumsuzdur. Evrim teorisi bu aşamaların gerçekleştiğini ispatlamak bir yana, bunların gerçekleşmeleri için en küçük bir ihtimalin var olduğunu bile ispatlayamamaktadır.

Nitekim fosil kayıtları da bizlere, balinaların ya da diğer deniz memelilerinin yeryüzünde bir anda ve hiçbir ataları olmadan ortaya çıktıklarını göstermektedir. Paleontoloji alanındaki büyük otoritelerden biri olan Colbert, bu gerçeği şöyle açıklar:

Bu memelilerin kökeni çok eskiye dayanıyor olmalıdır, çünkü fosil kayıtlarında balinalar ile ataları sayılan Cretaceous devri plasentalıları arasında hiçbir ara form yoktur. Aynı yarasalar gibi balinalar da erken Tertiriyen döneminde aniden ortaya çıkarlar ve son derece özelleşmiş yaşam biçimleri için gerekli her türlü adaptasyona sahiptirler. Aslında balinalar diğer memelilerle olan ilişkileri yönünden yarasalardan bile daha izole durumdadırlar; tamamen ayrı ve kendi başlarına durmaktadırlar.134

Kısacası, tüm diğer temel canlı gruplarında olduğu gibi, deniz memelilerinde de "evrim" iddiasını destekleyebilecek hiçbir bulgu yoktur. Bu canlıların sözde ataları olan kara memelilerinden rastlantısal mutasyonlar sonucunda evrimleşmeleri hem imkansızdır, hem de böyle bir evrim yaşandığını gösterebilecek hiçbir ara form fosili yoktur.

BİRBİRİNDEN TÜREDİĞİ İDDİA EDİLEN CANLILAR ARASINDAKİ BÜYÜK
MORFOLOJİK FARKLAR


Bu noktaya kadar, farklı canlı türlerinin aralarında hiçbir evrimsel "ara geçiş formu" bulunmadan yeryüzünde ortaya çıktıklarını inceledik. Canlılar fosil kayıtlarında birbirlerinden o denli farklı yapılarıyla belirmektedirler ki, aralarında herhangi bir evrimsel bağlantı kurmak mümkün değildir.

Evrimcilerin birbirlerinin atası olarak kabul ettikleri canlıların iskeletlerini karşılaştırdığımızda, bu gerçek çok açık bir şekilde bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Birbirinin atası olarak öne sürülen canlılar arasında olağanüstü derecede büyük farklılıklar vardır.


Burada bu konuda bazı örnekleri inceleyeceğiz. Çizimlerin hepsi, omurgalı canlılar konusunda otorite olan evrimci kaynaklardan alınmıştır.


İki ayrı türde deniz sürüngeni ve evrimcilere göre bu canlıların en yakın atası olan kara canlısı. Canlılar arasındaki büyük farklılığa dikkat edin.



Hylonomus'tan evrimleştiği öne sürülen deniz sürüngeni Mesosaurus



Hylonomus'tan evrimleştiği iddia edilen deniz sürüngeni Ichthyosaur


Bilinen en eski sürüngen olan Hylonomus


Bilinen en eski kuş (Archaeopteryx), bir uçan sürüngen ve evrimcilere göre bu canlıların en yakın akrabası sayılan kara sürüngeni. Canlılar arasındaki fark yine çok büyük.



1. Bilinen en eski kuş, Archaeopteryx

2. Bilinen en eski uçan sürüngenlerden biri olan ve bu grubun tipik bir temsilcisi sayılan Dimorphodon

3. Bir çok evrimci otorite tarafından kuşların ve uçan sürüngenlerin atası sayılan kara sürüngeni Euparkeria


Bilinen en eski yarasa ve evrimcilere göre yarasaların en yakın atası. Yarasa ile sözde atası arasındaki büyük farklılığa dikkat edin.



1. Eocen devrine ait bilinen en eski yarasanın (Icaronycteris) iskeleti

2. Yarasaların atası olduğu öne sürülen eski böcekyiyenlere çok benzeyen günümüze ait bir SHREW


Bilinen en eski deniz sürüngeni (Plesiosaur) ve onun evrimcilere göre en yakın atası sayılan kara sürüngeni. Canlılar arasında hiçbir benzerlik yok.




1. Bilinen en eski Plesiosaur'un iskeleti


2. Eocen devrine ait bilinen en eski balinalardan biri, Zygorhiza kochi


Bilinen en eski balina ve onun evrimcilere göre en yakın atası. Canlılar arasında hiçbir benzerlik olmayışına dikkat edin. Evrimcilerin balinanın atası olarak bulabildikleri en iyi aday bile, bu denli ilgisiz bir canlıdır.

1. Eocen devrine ait bilinen en eski balinaların tipik bir örneği, Zygorhiza kochi

2. Balinaların atası konusu evrimci otoriteler arasında tartışma konusudur. Ancak bazıları, eski bir etobur memeli grubu olan creodontlarda karar kılmıştır. Yanda, creodontların tipik bir türü olan Sinopa.


Tipik bir fok balığı iskeleti ve evrimcilere göre fok balıklarının karada yaşayan en yakın atası. Yine canlılar arasında büyük bir fark var.




1. Miocene devrine ait en eski fok balıklarının iskeleti


2. Evrimciler tarafından fok balıklarının karada yaşayan en yakın ataları olarak kabul edilen etobur memeli Cynodictis gregarius


Bir deniz ineği ve evrimcilere göre onun karada yaşayan en yakın atası.




1. Oligocene devrine ait en eski deniz ineği Halitherium


2. Deniz ineklerini de içine alan sirenian sınıfına dahil deniz memelilerinin en yakın karasal atası sayılan Hyrax.

134 E.H. Colbert, Evolution of the Vertebrates, John Wiley and Sons, New York, 1955, s. 303.